Çarşamba , Temmuz 17 2019
Anasayfa / Güncel / Toprakla, Emekle, Ustalıkla yoğrulmuş köy Kınık

Toprakla, Emekle, Ustalıkla yoğrulmuş köy Kınık

Kınık'ta sakin ve içinize işleyen bir müzik gibi, bir ney sesi gibidir çarkta dönen toprak. Çamurlu ellerdir o müziğin sözlerini yazan. Çömlek ustası, çamura emeğini katar, o sakin müziğe kendi sesini katar gibi… Çarkta dönen toprak, ustanın elinde boyun eğmiş, o ne isterse o şekle girecektir. Toprak, su, eller… Çark dönerken, onlar işler sakince. Bir avuç toprak birazdan bir kap, bir testi, bir saksı olabilir ustanın elinde. Toprağın dilinden anlayan usta, onunla konuşur gibi şeklini verir toprağa. Sakin bir müziği dinler gibi, huzurla izlersiniz toprağın şekil alışını. Hele ki o eller, babadan, dededen öğrenmişse; toprakla, suyla, çamurla, çömlekle beraber büyümüşse……

User Rating: 4.73 ( 2 votes)

Kınık’ta sakin ve içinize işleyen bir müzik gibi, bir ney sesi gibidir çarkta dönen toprak. Çamurlu ellerdir o müziğin sözlerini yazan. Çömlek ustası, çamura emeğini katar, o sakin müziğe kendi sesini katar gibi…

Çarkta dönen toprak, ustanın elinde boyun eğmiş, o ne isterse o şekle girecektir. Toprak, su, eller…

Çark dönerken, onlar işler sakince. Bir avuç toprak birazdan bir kap, bir testi, bir saksı olabilir ustanın elinde. Toprağın dilinden anlayan usta, onunla konuşur gibi şeklini verir toprağa. Sakin bir müziği dinler gibi, huzurla izlersiniz toprağın şekil alışını. Hele ki o eller, babadan, dededen öğrenmişse; toprakla, suyla, çamurla, çömlekle beraber büyümüşse…

1Bilecik’in Pazaryeri İlçesi’ne bağlı Kınık Köyü’nde, 100 yıldan fazladır çömlekçilik yapılıyor. 1877-1878Osmanlı-Rus Savaşı’nın ardından yaşanan göçle, Bulgaristan’ın Dobruca, Rezgard, Şumnu bölgelerinden gelenlerden olan Şakir Ağa’nın ailesi, Bulgaristan’da mesleği olan çömlekçiliği de kendisiyle beraber getiriyor. Kınık Köyü civarında uygun toprağı bulan ailenin yerleşmesiyle bütün köy çömlekçiliğe başlıyor. 1880’lerde her ev bir seramik atölyesine dönüşüyor. 1970’li yıllarda köyde 100’ün üzerinde atölye varken, bu sayı 1990’lı yılların sonunda 40 aölyeye iniyor. Günümüzde ise gerçek anlamda faaliyette olan atölyelerin sayısı 20’yi geçmiyor. Kınık’a yaklaşık 1 kilometre uzaklıktaki bir alandan çıkan sarı renkteki toprak, demir oksit bileşimli olduğundan, pişince kırmızı renk alıyor. Eskiden çıkarılan toprak ilkel yöntemlerle öğütülüp, yoğrulup, ayakla döndürülen çarklarda şekillendirilirmiş ve yığma olarak fırınlara dizilirmiş. Şimdi bu aşamaların hepsi teknolojiyle buluşmasa da bir kısmından işler biraz kolaylaşmış. Makinelerde öğütülen çamur, elektrikle çalışan çarklarda şekillendiriliyor.

Kınık Alacalısı

Bilecik’in şirin köyü Kınık da çömlekçilikle yoğrulmuş bir köy. 100 yıldan fazla süredir azalarak da olsa 6devam eden çömlekçilik, köyün en önemli geçim kaynağı. Köyün yaklaşık 1 kilometre kadar uzağından getirilen toprak, değirmenlerde öğütülerek taştan arındırılıyor. Yoğrulan veya makinede çekilen toprak, kullanıma hazır hâle gelmesi için uzun ince parçalar halinde hazırlanıyor. Torna veya çark denen alette döndürülerek ustaların elinde şekillenen objeler, deri sertliğine gelene kadar kurutulmaya bırakılıyor. Kuruyan objeler süsleme yapmak için beyaz kilden yapılan astara batırılıyor. Astar, ayrıca demir, bakır veya krom oksitle renklendiriliyor, bu renkler süslemede kullanılıyor. Beyaz astara batırılan obje, puarlarla dökülen renkli astarlarla Kınık’a özgü “al

acalı” denen süslemelerle bezeniyor. Toprak işlemesi ve çömlek yapımını erkekler, süslemeleri ise kadınlar yapıyor. Bu geleneksel süslemenin yanında kumlama ve boyama teknikleri de uygulanıyor. Tutkallı bir sıvıya batırılan çömleklerin üzerine kum serpiliyor ve üzerleri boyanıyor. Boyama tekniğinde ise pişmiş çömlekler yağlı boya ile boyanıp süsleniyor. Her şeyin nasıl orjinali güzelse, bu süsleme tekniklerinden en güzeli de yine Kınık’ın geleneksel ‘alacalı’ tekniği…

5Önceden saksı, turşu küpü en çok yaptıkları ürünken, plastiğin bunların yerini almasıyla, eskisi kadar üretilmiyor. Bugünlerde daha çok güveç, balık tavaları, sütlaç ve yoğurt kaseleri, testiler, vazolar, mumluklar, küllükler yapılıyor. Kınık’ta üretilenler Türkiye’nin dört bir yanına dağılıyor.

Her kapı açık her hane evimiz

Toprağı şekillendiren, toprakla yoğrulmuş, her evin bir atölyesi bulunan Kınık’a yaklaştığınızda önce “Kınık Çömlekçilik Araştırma Geliştirme ve Uygulama Köyü” ile “Kınık Toprak El Sanatları” tabelalarıyla karşılaşıyorsunuz. İşin içinde zanaat olunca heyecanlanan bir ekip olarak Kınık’ta keyifli, dolu dolu saatler geçireceğimize eminiz. Hava soğuk, etraf yemyeşil… köyün içine doğru ilerliyoruz, renkli evlerin sıralandığı tertemiz sokaklarda her evin önünde raflarda dizilmiş ürünler görüyoruz. Kapısını çaldığımız her usta bizi içeri buyur ediyor; Kamil Koç’un Satın Alma14 Müdürü Yakup Özkan’ın Kınıklı olması ve ailesinin hala burada yaşıyor olması da zaten misafirperver köy sakinlerinin bize daha da sıcak yaklaşmasına neden oluyor. Öğle yemeği bir evde, akşam yemeği başkasında derken, davetlerin ardı arkası kesilmiyor; köyden ayrılırken, başka bir sözümüz olduğu için tadamadığımız sacda börekte kalıyor aklımız…

Köyde birçok atölye geziyoruz, fotoğraflar çekiyoruz. Ustalar genelde dertli, eskisi kadar para kazanamadıkları, kendilerini tanıtamadıkları için; yine de ellerinden toprak eksik olmuyor.

17Selim Çolak, Türkiye’de çömlekçilik yapan en eski köy oldukları ama Avanos’un bilinirlikte daha iyi olduğunu söylüyor. “Biz yöre olarak belki Türkiye’de en eski olanıyız ama tanıtım için en kötü olan yerdeyiz. Avanos çömlekçilik anlamında bizden çok geri ama bizim ürünlerimizi satıyor, bizim ürünlerimize sahip çıkıyor. İki-üç senedir yaz okuluna gelen üniversiteler var. Bize de çok büyük faydaları oldu. Tasarım konusunda ardım ettiler.”

Hacettepe, Gazi, Bilkent, Çanakkale üniversitelerinin köye geldiğini, öğrencilerle köylülerin beraber çalıştıklarını öğreniyoruz. “Biz eskiden atölyedeyken dışarıda ne var ne yok bilmiyorduk. Ama değişik insanlar geldikçe, değişik şeyler oldukça yeni şeyler öğrenmeye başladık. Onun için öyle şeyler hazırlayalım ki insanlar gelsinler, görsünler istiyoruz. Seramikle, çömlekçilikle ilgilenenlere yardım edelim. Bir misafirhanemiz var onu kullandıralım istiyoruz. Fuarlara katılıyoruz ama maliyetleri bize çok yüksek geliyor.” Diyor Selim Çolak. 2-3 yıl kadar önce kurdukları bir dernek var ama dernek de çok önemli faaliyetler yapamıyor. Selim Usta’nın oğlu Ümit, derneğin kurucularından. Ancak köydekilerin çekimser kaldıklarından dert yanıyor; “Ben derneğin kurucularından oldum ama kimse elinden tutmuyor. Herkes geri planda kalıyor. Bakalım, bir şeyler olursa biz de dahil oluruz, diye bakıyorlar. Milli Prodüktivite Merkezi çok uğraştı bu işle, bir proje yaptı. Gerçekten geldiler, çalışanlarını gönderdiler, biz Ankara’ya gittik, onların yerini gördük. Bize yapmamız gerekenleri söylediler ama kimse yapmadı. Onlar örnek projeleri Beypazarı’nda birkaç yerde yapmışlar. Gerçekten işe yaramış. Genelde bu işler her yerde böyledir, hem destek hem köstek. Destek verenler yılmayacak. Zaten bir şeyler oluşmaya başladığı zaman kendiliğinden diğerleri de geliyor.”

Selim Usta’nın kullandığı toprağı ve bu toprağı nasıl işlemden geçirdiğini soruyorum; “Kınık 2çömlekçiliğinin özelliği, kullanılan topraktır. Kullandığımız kil plastik özelliğe sahip, yani daha kolay şekil alıyor. Kırmızı da demir oranı yüksek. Beyazda demir yok, yüksek derecede odun fırınında yaklaşık 1000 derecede 7-8 saat kadar pişiyor. Kırmızı olan, içinde demir olduğu için daha düşük derecede pişiyor. Çamuru araziden çıkarıyoruz. Buraya getirip değirmende7-8 saat kadar öğütüyoruz. İçerisindeki yabancı madde eriyor, elekten geçiriliyor. Kötü olan maddeler orada kalıyor, temiz olan aşağıya geçiyor. Belli bir kısım taşlar da zaten değirmende öğütme sırasında eriyor. Erimeyenler, sert olanlar yüzeyde kalıyor. Preste sıkıştırılıp çamur haline geliyor. Ondan sonra başlıyoruz çalışmaya.”

80 Haneden 20 Haneye

3Önceden 70-80 hane bu işi yaparken, bugün geriye 15-20 hane kalmış; bunların bir kısmı da presle, yani makinede, kalıpla şekil veriyorlar toprağa. Köylüler tanıtıma önem vermek istiyorlar; seramikle ilgilenenleri davet ediyorlar köylerine… “gelsinler burada ücretsiz kurs verelim. Gelsinler bizim ortamımıza ayak uydursunlar. Bazı insanlar geliyor ve çamurun içerisinde oturulur mu, köyde yaşanır mı diyorlar. Böyle bahaneler bulmayıp bizim yaşam şeklimize ayak uydururlarsa biz yardımcı oluruz. Dışarıda çamuru parayla alırlar, burada çamura para vermiyor. Tezgah bulması lazım ama bizde her şey var.” Bir misafirhaneye de sahip olan Kınık, hem seramikle ilgilenenlerin hem amatör fotoğrafçıların gidip kalabileceği, seramik öğrenebileceği, fotoğraf çekebileceği bir köy.

Selami Ayaz ve Mehmet Ak, kendi atölyelerini kapatmış Selim Usta ile çalışıyor. Selami Usta, “Selim Usta sürahi yap, baston yap dese yaparım, hemen çevirebilirim ama bazısı sadece tek bir şeyi yapabilir. Ustalık böyle ölçülür.” Diyor.

Avanos’a şarap kadehleri, bira bardakları, ayran bardakları yaptıklarını, orada satılan ürünlerin çoğunun Kınık’tan gönderildiğini söylüyor. Teknolojiye, ürünlerin yerini plastik gibi daha ucuz ürünlerin almasıyla satışları düşen Kınık seramikleri için ustalar, mesleklerini geliştirmek istiyorlar. Selami Usta, “En büyük eksiğimiz hammadde hazırlamada. Hammaddeyi ve sır çeşitlerini geliştirmemiz lazım. Bir de sırın pişme derecesini 850-900 gibi derecelere düşürüp maliyetleri azaltmamız gerekiyor. Yüksek dereceli sırlar maliyetimizi yükseltiyor” diyor.

Kınık köyü kuzeyinde, 1,5 km mesafede Sarıbayır “Balıklı” mevkiinde “kırmızı toprak” adıyla anılan, çömlekçilikte kullanılan kil, hammadde olarak kullanılmaktadır. Bu hammadde 24 saat su içinde dinlendirilir. Aktarma usulü ile homojenlik kazandırılır. İşlenmek üzere vans makineden geçirilir. Helezonlardan çekilir. Elle çalışacak duruma gelir. Aplik, vazo, amfora, saksı, küllük, güveç, şemsiyelik, büyük dekoratif vazolar, güveç, tava, sac, sürahi, ibrik, fincan vs çeşitler, bu işlemeye hazır malzeme ile yapılmaya geçilir. İşleme bittikten sonra kurutulur. İlk pişime hazırlanır. 800-850 derece de pişirilir. Pişirmeden sonra sıratlı bezeme yapılır. Çeşitli desenler ve renklerle bezenir. Sırlanır. Tekrar fırına girer. 1000-1100 derecelerde pişirilir. Satış mamulü hazırlanır.”

Kınık kadınları da süsleme işini üstleniyor. Ayşe Menteş, 1980 yılından beri bu işi yaptığını söylüyor. 8Astar ve çini boyalarıyla Kınık’a özel “alacalı” denen süslemeleri yapan Ayşe Menteş, köyün işleri yüzünden ancak süsleme yaptıklarını, çocuklarının ise para getirmediği için bu işi sürdürmek istemediklerini, hatta öğrenmeye bile yanaşmadıklarını söylüyor.

Astar yapımında çevrede bulunan killer kullanılır. Siyah, beyaz, kırmızı astar dışındaki diğer renkler için renk veren oksitlerden yararlanılır. Yeşil renk astar, beyaz kile krom oksit ilavesi ile elde edilir. Deri sertliğine gelen ürünler önce beyaz astar kullanılarak daldırma yöntemi ile astarlanır. Beyaz astar kurumadan üzerinde daha koyu renkli astarlar ile puar kullanılarak akıtma yapılır. Bezemeler elde edilir. Birkaç rengin üst üste akıtıldığı yöntem, köyde bayrak dekoru olarak adlandırılmıştır. Köyde renkli astar ile yapılan diğer bir sisleme çeşidi ise Avrupa’da macho dekor adı ile tanınan, köylünün selvi dekor dedikleri yöntemdir.

Eşi Osman Menteş ise başkasının yanında çırak olarak öğrendiği işi 1980 yılından beri kendi atölyesinde devam ettiriyor. 40 yıldır çömlekçilik yapan Osman Usta, mesleğini 11150582_780983978663597_8263772833451158892_ngeliştirme derdinde, bu yüzden farklı süslemeler, farklı objeler yapıyor. “geleneksel işimizi kaybetmek istemiyoruz. Üniversitelerin hocalarıyla olsun, öğrencileriyle olsun işbirliği yapıyoruz. Tabii bunlar beni farklı bir boyuta doğru götürüyor. İnsanlara farklı bir şeyler gösterip buranın artık değişik işler yapabildiğini göstermek istiyoruz. Toptancı eliyle satmaya alışmış insanlar. Kazansa da kazanmasa da gelsin istiyor. Bu gözle bakılınca da zanaatın dışına çıkıyor bu. Kendimizi yenileyemediğimiz için plastik olsun, bakır olsun, cam olsun bunlarla bir rekabet gücüne ulaşamadık. Kendimizi yenileyemedik, gözümüz açılmadı.”

Üniversitelerle işbirlikleri

Osman Menteş, Ankara’dan Gazi, Hacettepe, Bilkent, Çanakkale, Kütahya, Eskişehir, İstanbul, Marmara üniversiteleriyle işbirlikleri olduğunu, karşılıklı ziyaretler yaptıklarını anlatıyor. Form, pano gibi çalışmalar ürettiklerini, öğrenciler, ustalar ve hocalar arasında fikir ve deneyim alışverişleri yaptıklarını söylüyor. Köylünün bir derdi de toprağı eskisi gibi serbestçe alamamaları. Toprağın çıkarıldığı yeri bir firmanın satın alması nedeniyle köylü toprak çıkarmakta zorlanıyor. Neyse ki görüşmeler sonuç vermiş ve köylüye kullanacakları kadar miktar verilecekmiş. Arkadaşımız Yakup Özkan’ın babası olan Yusuf Özkan, “Biz doğduk doğalı bu işi yapıyoruz” diyor. O, bu işi babasından öğrenmemiş ama köyde zaten herkes çömlekçi olduğu için öğrenmekte de zorluk çekmemiş. “Bir el sanatından bu kadar vergi alınmaması lazım ama el sanatından16 istenen vergi başka yerlerde yok” diyere, son ustaların yaşatmaya çalıştıkları bu zanaata bir zorluğun da devletten geldiğini hatırlatıyor. Artık hobi olarak tornanın başına geçtiğini söyleyen Yusuf Usta, “Çalışırken canımız sıkılmıyor, yapmayınca durulmuyor. Bursa’ya çocukların yanına gidince iki gün duramıyorum. Buraya geliyorum, bahçeme çıkıyorum, kapımın önüne çıkıyorum. Herkesle selamlaşıyoruz, şehir yerde kimse kimseyi tanımıyor. Selam veren bile olmuyor” diyerek anlatıyor köy yaşantısının güzelliğini. Fotoğrafçımız Faruk Akbaş, her gittiğimiz atölyede çamuru şekillendiren ustaların ve torna üzerinde şekil alan kapların fotoğrafını çekmekten kendini alamıyor. Bir sanatçı en iyi fotoğrafı çekmeye, başka bir sanatçı da en güzel vazoyu yapmaya uğraşıyor. Bir sanatçıyı en iyi başka bir sanatçı anlıyor. Yusuf Usta’yı çok yorduğunu söyleyince Faruk Akbaş’a, Yusuf Usta veriyor cevabı: “Sanat kolay iş değil evladım.”

Teknolojiyi buyur eden atölyeler

Köydeki dört atölye tornayı bir kenara atmış fabrikalaşmaya gitmiş. Bunlardan biri Fevziye Kubat’ın 7atölyesi. Presler, kalıplar ve makinelerle seri üretim yapılan atölyede, yoğurt güveçleri, balık tavaları yapılıyor. Bazı atölyeler de elektrikli ya da gazlı fırına geçse de yığma metodu hala yaygın olarak kullanılıyor. Köyün muhtarı Salim Yaşar’ı görmek üzere atölyesine gittiğimizde, onu odun fırınını doldururken buluyoruz. İçeri sarkıtılan bir ampulle aydınlanan fırın, tepeleme doldurulduktan sonra önü de tuğlalarla, birkaç sıra örülerek sıkı sıkıya kapatılıyor ve vazo, testi, kap, güveç gibi ürünler 1000 dereceye varan sıcaklıkta saatlerce pişirilmek üzere bırakılıyor. Kınık çömlekçiliği üzerine sohbete başlıyoruz. O da geçmişte çok çalıştıkları, iyi kazandıkları günleri özlemle arıyor. Yaptıkları işlerin geliştirilmesi gerektiğini söylüyor o da. “Tanıtıma ve köyümüzde birliğe beraberliğe ihtiyacımız var” diyor. Yağlı boyalı kap kacakları utanarak yaptığını ama sırlanmış ürünlere Pazar bulamadıklarını anlatıyor. Köydeki gençlerin, bu işi sosyal güvencesi olmadığı için yapmak istemediklerini söylüyor Salim Yaşar.Salim

Hem çömlek yapımı öğrenmek isteyenlerin hem de amatör fotoğrafçıların ilgisini çekebilecek bir köy Kınık. Köylünün kapısı da herkese açık. Gelip istediğiniz atölyeye girebilir, fotoğraf çekebilir, tornanın başına geçip toprağa şekil vermeyi öğrenebilir, köye ait misafirhanede konaklayabilirsiniz. Toprakla, emekle, ustalıkla yoğrulmuş köy Kınık, içinize işleyecek bir müzikle dolduracak ruhunuzu…

 

Yazının orjinaline ulaşmak için tıklayınız

Yazı: Berna Çetin Akgün (Kamil Koç ‘Yolculuk Dergisi’ 80. Sayı)

Fotoğraf: Faruk Akbaş

 

 

Facebook yorumları

Hakkında admin

İlginizi çekebilir!

Kınık çömlekçiliği İzmir’de tanıtıldı

Bilecik’in kültürel ve sanatsal değerleri, 12. Uluslararası Travel Turkey İzmir Turizm Fuarı’na damga vurdu. Fuarda, …

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: